KALPHABER.com

Türkiyenin Kardiyoloji Sitesi

01 Ağustos 2014

Son güncelleme12:30:02 PM GMT

Profile

Layout

Direction

Menu Style

Cpanel
Şu anda buradasınız Klinik Kardiyoloji Koroner Arter hastalığı

Koroner Arter hastalığı

Erken Ölüme Ait Aile Öyküsü ve Kardiyovaskuler Risk

  • PDF

Yapılan çalışmalar ölümcül kardiyovasküler olayların ve daha az ciddiyetteki kardiyovasküler hastalıkların ailelerde birlikte olabileceğini göstermiştir. Erken ölümlere ait aile öyküsü, erken kardiyovasküler hastalıklara yatkınlığa neden olan ailesel kardiyak zayıflığı gösterebilir.

Akut Myokard İnfarktüsü Sonrası Hastaneye Kaldırılma Sebepleri

  • PDF

Hastaneye yeniden yatış, hasta bakım kalitesinin bir işaretidir. Fakat toplumda, miyokard infarktüs (MI) sonrasında hastaneye yeniden yatışı ve bunun ne demek olduğu hakkında çok fazla şey bilinmemektedir.

İnflamatuar Bağırsak Hastalığı ile Koroner Arter Hastalığı Arasında İlişki Var mı?

  • PDF

Koroner arter hastalığı riski artmış olan sistemik lupus eritematöz ve romatoid artirit gibi inflamatuar hastalıklarda aterosklerozun inflamatuar durumu belirlenmiştir.25 Temmuz 2012 tarihli ‘‘American Journal of Medicine’’ dergisinde Gandhi  ve arkadaşları iyi incelenmiş, peer-review çalışmaları inceleyerek inflamatuar bağırsak hastalıkları ve koroner arter hastalığı ilşikisini araştırdılar. Çalışmalarında günümüzdeki literatürün inflamatuar bağırsak ve koroner arter hastalıkları arasında bir ilişkinin varlığını desteklediği görüldü. Hipertansiyonun, inflamatuar bağırsak hastalığı olan kişilerde koroner arter hastalığı riskini arttırdığı görülmekle birlikte, diğer tipik risk faktörleri ile ilişkisi belirlenmedi. Ancak inflamasyon belirteçlerinin bu popülasyonda koroner arter hastalığı riskini öngörebileceği saptandı. Yaygın kullanılan ilaçlar, örneğin statin ve anjiyotensin konverting inhibitörleri inflamtuar bağırsak hastalığının kontrolu ve koroner arter hastalığının tedavisi gibi ikili bir potansiyel etki taşıyabilirler.

Araştırmacılar, geniş çapta, ileriye dönük ve uzun vadeli çalışmaların bu popülasyonda koroner arter hastalığının gerçek prevalansını belirlemeye ve risk faktörlerini saptamaya yardımcı olabileceğini ifade ediyorlar. Tıp adamlarının, bu tür bir bulgunun yokluğunda, klasik risk faktörlerine sahip olmayan inflamatuar bağırsak hastalarında artmış koroner arter hastalığı riskinden haberdar olmaları ve primer koruyucu stratejileri göz önüne almaları gerektiğine işaret ediyorlar.

Kaynak

Gandhi S, Narula N, Marshall JK, Farkouh M. Am J Med. 2012 Jul 25. [Epub ahead of print] PMID No: 22840916

Alkol Tüketiminin Kardiyovasküler Hastalıklar Üzerine Etkisi

  • PDF

Hafif- orta dereceli alkol tüketimi ve azalmış kardivasküler hastalık riski arasındaki ilişki tartışmalıdır ve çelişkili görüşler mevcuutur. 20 Temmuz 2012 tarihli ‘‘Atherosclerosis’’ dergisinde yer alan Makita ve arkadaşlarının yaptığı çalışma kapsamında her gün alkol alımı ve akut miyokard infarktüsü (MI) veya iskemik inme (IS) insidansı arasındaki ilişki toplum bazında, yaşları 40 ila 80 arasında değişen 8014 erkek üzerinde ileriye yönelik bir kohort çalışmasında incelendi.

 Sonuç olarak genel popülasyonda, alkol tüketiminin miyokard infarktüsünün başlangıcı üzerinde koruyucu bir etkiye sahip olabileceği ancak iskemik inme için bunun söz konusu olmadığı görüldü. Aşırı kilolu deneklerde alkol tüketimi ve miyokard infarktüsü arasında bir U- eğrisi ilişkisinin olduğu ve şişman şahıslarda MI riski mevcudiyeti saptandı. Araştırmacılar, iskemik kalp hastalığı riskine bağlı olarak, günlük alkol alımı için uygun olan limitin belirlenmesi gerektiğini ifade ediyorlar.

Yorum:

Bu çalışma alkolun koruyucu yönü ile ilgili yapılan ve bir ksmı spekületif olan çalışmalara açıklık getirilmesine katkıda bulunmaktdır. Özellikle iskemik inmeden korunmada hiçbir rolü olmadığını göstermesi açaıısndan önemlidir. Şişman kişilerde alkol ile artmış MI üzerinde lınan sonuç düşündürücüdür. Korunma tedbiri olarak alkol alınması yerine, kilo artışını ve diğer risk faktörleri ile mücadele edilmesi çok daha önemlidir.

Kaynak:

Makita S, Onoda T, Ohsawa M, Tanaka F et al. Atherosclerosis. 2012 Jul 20. [Epub ahead of print]. PMID No: 22840689

Ferritin Düzeyi Koroner Arter Kalsiyumu ile İlişkili mi?

  • PDF

Metabolik sendromlu ve Tip II Diabetes Mellitus’lu hastalarda ferritin konsantrasyonları çoğu kez artmıştır ancak ferritin ve ateroskleroz arasındaki ilişkiyi inceleyen az sayıda çalışma vardır.

 26 Temmuz 2012 tarihli ‘‘Arteriosclerosis, Thrombosis and Vascular Biology’’ dergisinde yer alan Sung ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada ferritin ve koroner arter kalsiyumu (ateroskleroz belirteci) arasında, demir bağlama kapasitesi (transferin), düşük dereceli inflamasyon ve kardiyovasküler risk faktörleri gibi potansiyel karıştırıcılardan bağımsız olarak ilişkinin varlığı araştırıldı. Kardiyak tomografi ile koroner arter kalsifikasyonu (CAC) ölçülen ve birçok kardiyok risk faktörleri belirlenen 12.033 hasta incelendi. Bu çalışmada, ferritin konsantrasyonun ile CAC>0 olma ile ilişkili olduğu belirlendi.

Araştırmacılar, artmış ferritin konsantrasyonlarının, framingham risk skoru, transferin, var olan damar hastalığı, diabetes mellitus, metabolik sendrom faktörleri ve düşük derecedeki inflamasyon gibi klasik kardiyovasküler risk faktörlerinden bağımsız biçimde erken bir koroner arter ateroskleroz belirteciyle ilişkili olduğunu saptadılar.

Yorum:

Bu çalışmada elde edilen sonuçlar ilginçtir. Demir deposunun fazlalığının ateroskleroz ile ilişkili olduğun gösteren bir çok çalışma vardır. Hatta ferritini yüksek hastalarda yapılan düzenli flebotominin iskemik kalp hastalığına olumlu etki yaptığı ileri sürülmüştür. Ferritin birçok mekanizma ile aterosklerozda rol oynayabilir. Daha iler araştırmalar yapıması gerektiği açıktır.

Kaynak:

Sung KC, Kang SM, Cho EJ, Park JB, Wild SH, Byrne CD. Ferritin Is Independently Associated With the Presence of Coronary Artery Calcium In 12 033 Men. Arterioscler Thromb Vasc Biol. 2012 Jul 26. [Epub ahead of print]. PMID No: 22837473

 

Cinsiyetin Kardiyovaskuler Hastalıkların Ortaya Çıkmasındaki Rolü

  • PDF

Epidemiyolojik verilere göre, cinsiyet kardiyovasküler risklerde belirleyici konumdadır. Berlin Üniversitesi’nde yapılan çalışmada bu hipotez test edilmiştir.

The Ongoing Telmisartan Alone, ONTARGET ve TRANSCEND çalışmalarına çok sayıda kadın katılmıştır (9.378 kadın, 22.168 erkek). ONTARGET ve TRANSCEND çalışmalarına katılan erkeklerin ve kadınların arasındaki farklar, kardiyovasküler (CV) ölüm, miyokard infarktüsü, inme ve kalp yetmezliği gibi 4 farklı primer son noktası ile CV ölüm, miyokard infarktüsü ve inme gibi 3 farklı ikincil son nokta ile incelenmiştir. Temel belirleyiciler, yaş, etnik köken, vücut kütle indeksi (BMI), fiziksel hareketlilik, sigara kullanımı, alkol tüketimi, eğitim, klinik tanı, hasta geçmişi ve kullanılan ilaçlardır. Hastalar ölümlerine kadar ya da çalışma bitene kadar takip edildi (yaklaşık 56 ay). Erkeklere oranla kadınların, 4 farklı primer son noktasına göre değerlendirildiğinde %19 daha düşük risk, 3 farklı ikincil son noktaya göre değerlendirildiğinde %21 daha düşük risk sahibi oldukları ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde, CV ölüm riski ve MI riski kadınlarda çok daha düşüktür. Alkol tüketimi erkeklerde çok daha yüksek çıkarken, diyabetik kadınlar, diyabetik erkeklere göre akut MI riskini daha büyük oranda taşımaktadır.

Katılımcıların %70,3’ü erkek, %29,7’si kadın olan çalışmada,  yapılan kardiyoprotektif tedavilere rağmen, tüm kardiyovasküler son noktalarda kadınların %20 daha az risk sahibi oldukları görülmüştür. Buna ek olarak, MI risk oranının kadınlarda daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, vasküler hastalığı olan ya da yüksek riskli diyabetik hastalarda, kardiyovasküler vakaların ortaya çıkmasında cinsiyetin etkili olduğunu göstermektedir.

Kaynak

Kappert K, Böhm M, Schmieder R, Schumacher H, ve ark. Impact of Gender on Cardiovascular Outcome in Patients at Cardiovascular High Risk: Analysis of the Telmisartan Randomized AssessmeNT Study in ACE-INtolerant Subjects with Cardiovascular Disease (TRANSCEND) and the Ongoing TelmisartanAlone and in Combination with Ramipril Global Endpoint Trial (ONTARGET). Circulation. 2012 Jul 24. [Epub ahead of print]. PMID: 22829023

 

Troponinin Testi ve Akut Myokard İnfarktüsü

  • PDF

İsviçre’de yapılan bir araştırmada, yüksek duyarlı kardiyak troponinin (hs-cTn)  ve değişiminin akut miyokard infarktüsü(AMI) ile akut kardiyak nonkoroner arter hastalığının ayırt edilmesinde işe yaradığı varsayılmış ve araştırılmıştır.

Çok merkezli uluslararası bir çalışmada, 887 akut göğüs ağrısı olan hastada hs-cTn, 3 yöntemle  ölçüldü. Sonuçların doğruluğu, 2 bağımsız kardiyolojist tarafından değerlendirildi. 127 (%15) hastada AMI, 124 (%14)  hastada akut kardiyak nonkoroner arter hastalığı teşhis edildi. AMI olan hastalar, akut kardiyak nonkoroner arter hastalığı olan hastalara nazaran, daha yüksek hs-cTn oranları gösterirken, ilk bir saatte hs-cTn oranlarında daha büyük değişiklikler göstermiştir. İlk saatte hs-cTn oranlarında görülen değişiklik AMI tanısını doğrulayan bir değişimdir. ST segment yükselmesini, sonuçları ve hs-cTn oranında ilk bir saat görülen değişiklikleri kullanan algoritma, AMI hastaları ile akut kardiyak nonkoroner arter hastalarının ayırt edilmesine yardımcı olmuştur. Bu bulgular, hs-cTn değerleri kullanılarak konulan tanılarla ve bağımsız olarak yapılan kohort çalışmasıyla doğrulanmıştır.

Sonuç olarak, hs-cTn değerleri ile bu değerlerin ilk saatlerdeki değişimi birlikte değerlendirildiğinde, AMI hastaları ile akut kardiyak nonkoroner arter hastaları ayırt edilebilmektedir.

Bununla beraber, algoritmanın kullanılması, yoğun hasta potansiyeli olan acil servislerde zorluk içerebilir. Bu nedenle algoritmanın hekimlerin kolaylıkla kullanabilecekleri şekle dönüştürülmesi gerekebilir.

Kaynak

Haaf P, Drexler B, Reichlin T, Twerenbold R, et al. High-sensitivity cardiac troponin in the distinction of acute myocardial infarction from acute cardiac noncoronary artery disease. Circulation. 2012 Jul 3;126(1):31-40. Epub 2012 May 23.

 

 

Koroner Kalp Hastalığı ve Aerobik Egzersizler

  • PDF

Yüksek yoğunluktaki egzersizlerin, orta yoğunlukta olanlara göre aerobik kapasiteyi daha fazla arttırdığı ve kalp koruyucu etkilerinin daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Ayrıca, fiziksel aktivitenin yoğunluğu ve koroner kalp hastalığı gelişme riski arasında da ters ilişki söz konusudur. Bu etki, fiziksel aktivitenin toplam miktarından bağımsızdır. Kardiyovasküler olayları azaltmada daha yüksek düzeydeki fiziksel aktiviteler etkili olmasına rağmen, yoğun egzersizin duyarlı insanlarda ani kardiyak ölüm ve miyokardiyal enfarktüs riskini ani ve geçici olarak arttırabileceği de savunulmaktadır. Bu konu kardiyak rehabilitasyon programlarını etkileyebilmektedir.

Rognmo ve arkadaşlarının Norveç'ten yaptığı çalışmada; dört adet Norveç kardiyak rehabilitasyon merkezindeki toplam 4846 koroner kalp hastası, yüksek yoğunluktaki ve orta yoğunluktaki egzersiz programları süresince kardiyovasküler olay riski açısından değerlendirilmiştir. Toplam 175.820 saatlik egzersiz programının 129.456 saatinde orta yoğunlukta egzersiz, 46.364 saatinde ise yüksek yoğunlukta egzersiz yapılmıştır. Orta yoğunluktaki egzersiz süresince 1 ölümcül kardiyak arrest olurken, yüksek yoğunluktaki egzersiz süresince 2 ölümcül olmayan kardiyak arrest olmuştur. Miyokardiyal enfarktüse rastlanmamıştır. Yüksek yoğunluktaki egzersiz saatleri, orta yoğunluktaki egzersiz saatlerinin %36'sı kadar olduğundan, hasta-egzersiz saati sayısına göre komplikasyon oranları; orta yoğunluktaki egzersiz grubunda 129.456'da 1 ve yüksek yoğunluktaki egzersiz grubunda ise 23.182'de 1'dir.

Sonuç olarak; bu çalışma, kardiyovasküler rehabilitasyonda, hem yüksek yoğunluktaki hem de orta yoğunluktaki egzersiz programlarından sonra kardiyovasküler olay riskinin düşük olduğunu göstermiştir. Ayrıca, bu çalışma yüksek yoğunluktaki egzersiz programlarının önemli düzeydeki kardiyovasküler uyum mekanizması ile birlikte olduğunu ve benzer egzersiz programlarının koroner kalp hastalarında düşünülmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Kaynak:

Rognmo O, Moholdt T, Bakken H, Hole T et al. Cardiovascular Risk of High-Versus Moderate-Intensity Aerobic Exercise in Coronary Heart Disease Patients. Circulation. 2012 Aug 9. [Epub ahead of print]

 

Renal Rezistif İndeks, Hipertansiyon, Kardiyovasküler ve Renal Sonuçlar

  • PDF

Doppler ultrasonografisi kullanılarak ölçülen artmış renal rezistif indeksinin (RI) hipertansif hastalarda böbrek yetmezliği düzeyi ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.

23 Temmuz 2012 tarihli ‘‘Hypertension’’ dergisinde yer alan Doi ve arkadaşlarının yaptığı çalışma kapsamında RI’nin kardiyovasküler ve renal sonuçlardaki prognostik rolü araştırıldı. Daha önceden kardiyovasküler hastalığı olmayan toplam 426 esansiyel hipertansif denek bu araştırmada yer aldı. Doppler ultrasonografisi ile renal segmental arteriyel RI ölçüldü. Hastalar ortalama olarak 3.1 yıl süreyle takip edildi. Yaklaşık 57 hastada araştırmacıların belirledikleri ortak kardiyovaskuler ve renal bozukluk saptandı. Özellikle GFR’ı düşük olan hastalarda sonuç daha olumsuzdu.

Sonuç olarak, artmış RI tarafından ölçülen renal hemodinamik bozukluğun, artmış primer kompozit son nokta riskiyle ilişkili olduğu ve yüksek RI ile düşük seviyedeki tahmini glomerül filtrasyon hızının (eGFR) kombinasyonunun, esansiyel hipertansiyonda bu hastalıkların kuvvetli bir prediktörü olduğu belirlendi. Araştırmacılara göre, kronik böbrek hastalığı olan hipertansif hastalarda RI ölçümü, kardiyovasküler ve renal sonuçların prediktörlerini tamamlayabilir.

Yorum

Bugün her klinikte doppler ölçümü yapılabilmekte ve renal rezistif indeks ölçülebilmektedir. Hipertansiyn hastalarında RI ölçümünün sonraki takibinde önemli olabileceğini gösteren bir çalışma olması açısından önemlidir.

Kaynak

Doi Y, Iwashima Y, Yoshihara F, Kamide K, Hayashi SI, Kubota Y, Nakamura S, Horio T, Kawano Y. Renal Resistive Index and Cardiovascular and Renal Outcomes in Essential Hypertension. Hypertension. 2012 Jul 23. [Epub ahead of print]. PMID No: 22824987

Akut Miyokardiyal Enfarktüsü ve İntrakoroner Hücre Tedavisi

  • PDF

Akut miyokardiyal enfarktüs (MI) sonrası intrakoroner kemik iliği hücre tedavisinin etkilerini araştıran çeşitli randomize kontrollü çalışmalar mevcuttur.

Delewi ve arkadaşları tarafından; uzun dönemli takipleri içeren randomize kontrollü çalışmaların meta-analizleri güncellenerek, otolog kemik iliği hücre tedavisinin sol ventrikül fonksiyonları üzerine etkisi sistematik olarak derlenmiştir.

Bu analizde1980'den Haziran 2012'ye kadar olan çalışmalar Pubmed, Embase, Cochrane veritabanı ve Current Controlled Trials kayıtlarından taranmıştır. Akut MI tedavisinde intrakoroner kemik iliği infüzyonu ile kontrol grubunu kıyaslayan çalışmalar meta-analize dahil edilmiştir. Birincil sonlanım noktası, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonundaki bazalden takip dönemine kadar olan değişikliktir. İkincil sonlanım noktaları ise; sol ventrikül diyastol sonu hacminde, sol ventrikül sistol sonu hacminde, enfarkt büyüklüğünde ve klinik sonuçlardaki değişikliklerdir.

6 aylık takiplerde sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonundaki iyileşme kemik iliği hücre tedavisi uygulanan grupta önemli düzeyde daha iyidir (23 çalışma, %2.23 (%95 güvenlik aralığı 1.00-3.47); p<0.001). 12 aylık takiplerde bu etki sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunda % 3.91 daha fazla iyileşme olarak devam etmiştir (11 çalışma, (%95 güvenlik aralığı 2.56-5.27), p<0.001). Uzun dönemli takiplerde, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonundaki  iyileşmenin hücre tedavisi grubunda daha iyi olma eğiliminde olduğu bulunmuştur (7 çalışma, %1.90 (%95 CI -0.43-4.23), p=0.11). Enfarkt büyüklüğü ya da sol ventrikül diyastol sonu hacmi üzerine önemli bir etki tespit edilmemiştir. Bununla birlikte; 6. ve 12. ayda sol ventrikül sistol sonu volümünde önemli azalma bulunmuştur (sırasıyla -4.81, p<0.001 ve -9.41, p<0.001). Dahası, tekrarlayan akut MI (göreceli risk 0.44 (%95 CI 0.24-0.79); p=0.007) ve kalp yetmezliği, anstabil anjina ya da göğüs ağrısı nedeniyle yapılan başvurularda (göreceli risk 0.59 (%95 CI 0.35-0.98); p=0.04) hücre tedavisi lehine istatistiksel olarak anlamlı azalma olmuştur.

Sonuç olarak; intrakoroner kemik iliği hücre tedavisi 6. ayda sol ventrikülejeksiyon fraksiyonunda orta düzeyde iyileşme ve sol ventikül sistol sonu hacminde azalmaya öncülük etmekte ve bu etkileri 12 aylık takiplerde devam etmektedir. Sol ventrikül diyastol sonu hacminde ve enfarkt büyüklüğünde ise önemli bir etki olmamaktadır. Ek olarak, intrakoroner hücre tedavisi tekrarlayan akut MI ve kalp yetmezliği, anstabil anjina ya da göğüs ağrısı nedeniyle yeniden başvurularda da önemli düzeyde azalma ile birliktedir.

Kaynak:

Delewi R, Andriessen A, Tijssen JG, Zijlstra F, Piek JJ, Hirsch A. Impact of intracoronary cell therapy on left ventricular function in the setting of acute myocardial infarction: a meta-analysis of randomised controlled clinical trials. Heart. 2012 Aug 8. [Epub ahead of print]